Türkiye Barolar Birliği Meslekiçi Eğitimleri kapsamında planlanan SAĞLIK HUKUKU semineri 25 Mart 2017 Cumartesi günü BAOB ortak salonda gerçekleştirildi. (28.03.2017)


Bu Haberi

Bu Haberi

Tweetle



Tıp hukukuna ilgi var, bilgi yok.

1. Adli Tıp İhtisas Kurumu 2016’da, bin 100’ün üzerinde dosyayı karar bağladı.

Bursa Barosu Başkanlığı tarafından düzenlenen “Sağlık Hukuku” panelinde konuşan 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Üzün, 2016 yılında bin 100’ün üzerinde kusur iddiası olan ve ölümle sonuçlanan dosyanın karara bağlandığını söyledi.

Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) Ortak Salon’da gerçekleştirilen panele; Bursa Barosu Başkan Yardımcısı Avukat Atila Atik, Bursa Barosu Yönetim Kurulu Üyeleri, avukatlar, genç avukatlar, stajyer avukatlar, vatandaşlar ve çeşitli kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı.

Bursa Barosu Başkan Yardımcısı Avukat Atila Atik’in yaptığı açılış konuşması ile başlayan panelde konuşan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Eğitim Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi Avukat Bülent Maraklı, avukatların bu tür davalarda nelere dikkat etmesi gerektiğini ve davaların açılmadan önce değerlendirme ve incelenmeleri konusunda bilgiler verdi.

Sağlık hukukunu ilgilendiren davalarda tıp kurallarına aykırılık olup olmadığını bir hukukçunun bilemeyeceğini, bu hataların ancak bir tıbbi bilirkişi tarafından tespit edilebileceğini belirten Maraklı, “Bu tür tıbbi davalar, bizim avukatların çalıştığı ve yürüttüğü dava türlerinden çok farklı. Bir kere bizler avukatız, hukukçuyuz. Yani tıp insanı olmadığımız için, tıp doktoru olmadığımız için tedavi ve teşhis sürecinde tıp kurallarına aykırılık var mı yok mu onu bizim değerlendirme şansımız yok. Bunu ancak bir hekim ve hekim kurulu değerlendirebilir. Onun için bu tür davalarda bir tıbbi hatanın veya kusurun olup olmadığının tıbbi bilirkişiler tarafından değerlendirilmesi lazım. Buna biz uzman görüşü diyoruz. İlgili bölüm veya anabilim dalında eğer bir uzman görüşü alma imkânı varsa, bunun mutlaka alınması gerekiyor. Aksinde bizim iddiamız da, ‘burada tıbbi hata var, kusur var, bu nedenle müvekkilimiz ya da hasta yakını ya da mirasçılar zarar gördü’ dememiz tek başına olayı çözmeye yeterli olmayabilir” dedi.

Aksi her durum hata olduğu anlamına gelmiyor

Avukat Bülent Maraklı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dosyamız bu aşamada eksik hazırlanmış ya da istediğimiz sonucu alma konusunda biraz yetersiz kalmış olabilir. Israrla ve özellikle söylediğim bu tür davalarda hasta ve hasta yakınlarının beyanlarının çok fazla değerlendirilmemesi gerektiğidir. Çünkü onlar da bu işi bilmiyorlar. Yani hekimin ve hastanenin faaliyetinin gerçekten kusurlu veya hatalı olup olmadığını bilme şansı yok. Onlar sakatlama ve ölüm halinde burada mutlaka bir ihmal var diye değerlendirip o anlamdaki bir taleple geliyorlar. Onların bu bilgilendirmeleri bizim için kesinlikle dosyayı alma ve yürütme konusunda rehber olmamalı. Olayı ve dosyayı ilgili uzmana incelettikten sonra davanın açılıp açılmamasına hukuki çerçevede de bizim karar vermemiz gerekiyor.”

Bin 100’ün üzerinde başvuru yapıldı

Beş yıldır 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu’na başkanlık yaptığını söyleyen 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Üzün da bu kurulun, ölümle sonuçlanan ve tıbbi uygulama hatası iddiası olan olguların karar bağladığını söyledi.
Kurulun 10 uzman ve bir başkandan oluştuğunu belirten Prof. Dr. Üzün, “Kurul; genel cerrah, kardiyoloji, kalp damar cerrahisi, beyin cerrahisi, çocuk hastalıkları, patoloji uzmanlarından oluşuyor. Görevimiz, ölümle sonuçlanan olgularda tüm Türkiye’den dosyalar gönderilmesi ve bu dosyaları inceleyerek bu süreçte hekimlerin ve yardımcı sağlık personelinin herhangi bir kusurunun olup olmadığını, ihmali bir davranış olup olmadığı hususunda mahkemelerden gelen sorulara cevap vermeye çalışmaktır. Biz resmi bilirkişilik kurumuyuz. Adalet Bakanlığı’na bağlı bir kurum Adli Tıp Kurumu. Hocalar üniversitelerde öğretim üyesi ve görevlendirme şekliyle çalışıyorlar” diye konuştu.
Taleplerin tamamen resmi kurumlardan yapılabildiğini söyleyen Prof. Dr. Üzün, “Taraf bilirkişiliği yapmıyor Adli Tıp Kurumu. Özel bilirkişilik yapmıyor. Ortalama yılda bin 500 civarı dosyayı karara bağlıyoruz ölümle sonuçlanan. 2016’da bin 100 küsurdur ölümle sonuçlanan, kusur iddiası olan bu dosya bunlar karar bağladık. Ortalama 3 hafta içerisinde kararlarımızı UYAP kanalı ile mahkemelere gönderiyoruz. Raporlama sürecimiz gayet makul bir sürede raporluyoruz” dedi.

İlgi var, bilgi yok

Tıp Hukuku’nun son yıllarda çok ilgi gördüğünü hatırlatan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Akeri ise, sağlık çalışanlarına yönelik açılan dava sayısında çok büyük bir artış olduğunu dikkat çekerek şunları söyledi:

“Bu davalarla ilgili olarak avukatların çok bir bilgisi yok. Çünkü tıp hukukuna ilişkin olarak hukuk fakültelerinde ders yok, çoğu yerde bu alan yok. Son yıllarda olmaya başladı ama ders yok, bilmiyorlar. Hakim savcılar zaten önceki yıllarda mezun olmuşlar, bu konuları hiç görmemişler. Dolayısıyla o konularda bilgileri yok. Hekimlerin ya da diğer sağlık çalışanlarının çok bildiği bir şey yok. Dolayısıyla Tıp Hukuku alanı bizim hukuk dalları içinde en çok bilgisiz olduğumuz, yani paydaşların bilgisiz olduğu bir alan. O nedenle biz Barolar Birliği’nin düzenlediği program çerçevesinde barolarda böyle bir Tıp Hukuku eğitimi veriyoruz. Böylelikle sağlık çalışanlarına yönelik davalar açılırken, avukatlar daha bilinçli açsınlar. Çünkü bugün için baktığımızda bu tür davalarda karar verici organ; Adli Tıp Kurumu. Halbuki dosyalarda hukuki açıdan da bir takım değerlendirmeler de yapılabilir.”

Hekimin yükümlülüğü hasta gittiği zaman başlıyor

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Daire Üyesi olan Hakim Gürsel Yalvaç ise, hekim sorumluluğu ne zaman başlar, cezai sorumluluğun şartları nelerdir, hatalı tıbbi uygulamadan ne anlaşılır, sağlık personeli ile ilgili soruşturma yöntemi nedir, verilecek hükümler nelerdir, her olumsuz sonuçlanan tıbbi müdahale mutlaka cezayı gerektirir mi gerektirmez mi gibi konular hakkında bilgiler verdi.

Hastanın, hekime gittiği anda hekimin yükümlülüğünün başladığını belirten Gürsel Yalvaç, “Eğer hasta bir rahatsızlığı sebebiyle bir hekime başvurduğu an, hekim bir kamu görevlisiyse artık tedavi yükümlülüğü doğmuştur. İşte bu tedavi yükümlülüğü teşhisten başlar, tedavi ile sonuçlanır. Hekim teşhiste bulunurken bazen hata yapabilir yani hatalı bir teşhiste bulunabilir. Yapılmaması gereken bir yöntemi benimseyebilir veya teşhis doğru ama tedaviyi uygularken, örneğin bir cerrahi müdahale kararı vermiştir de ameliyatta hata yapar veya ameliyatta gecikir ya da kendi uzmanlık alanı dışında bir hastalığı vardır ama bir başka yere sevk etmesi gerekirken sevk etmez, gecikmeyle hasta bir zarara uğrar; ölür veya yaralanır ya da iyileşmez. İşte bu durumda hekimin sorumluluğu başlıyor. Tabi hemen akla şu gelmesin; işte hasta her zarar gördüğünde ya da her ölümde hekim sorumlu değil. İşte burada hekimin sorumluluğu başlıyor ama hekimin müdahalesinin mutlaka başarılı olması gibi bir şart yok. Beklediğimiz, hekim yasaya uygun bir şekilde müdahalede bulunacak, tedavisini ya da tedavi yöntemini ona göre benimseyecek. Buna rağmen de olumlu sonuç alınmazsa hekimin sorumluluğu doğmaz ama bunları yapmadığı takdirde bir sonuç doğmuşsa artık hekim bundan sorumlu olacaktır.”

Son 10-15 yıldır gelişti

Tıp Hukukuna ilginin Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’ne gittikten sonra başladığını belirten Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Üyesi Battal Yılmaz da, “İlk geldiğimizde Tıp Hukuku, bu kadar gelişmemişti ve gelen dava sayısı çok azdı. Ancak bu 10-15 senelik bir süreç içerisinde Tıp Hukukunun çok hızlı bir şekilde geliştiğini, buna ilginin arttığını, buna gerek doktor, gerek avukat camialarında çok semineler, toplantılar ve bu konuyla ilgili kitapların da yayınlanmaya başlandığını görüyoruz. Şuan görüyoruz ki buna paralel olarak da davaların çok fazla artığına şahit oluyoruz. Bu nedenle de buna ilişkin bu seminerler de artıyor. Biz de katkı koymaya çalışıyoruz. Bugün de Bursa Barosu’nun etkinliğinde özellikle usule ilişkin davaların, bu davaların nerede açılacağı, bu davaların nasıl yürütüleceği, delillerin nasıl toplanacağı, burada avukatların nasıl bir hazırlık yapacağını anlatacağız” dedi.


















 
 

BURSA BAROSU BAŞKANLIĞI - İLETİŞİM BİLGİLERİ - 444 50 99
Adres: Kıbrıs Şehitleri Caddesi Adalet Sarayı G-Blok Kat:1 Osmangazi / BURSA
Telefon (0224) 272 11 94 – 251 66 06
Faks (0224) 251 62 49
E-Posta baro@bursabarosu.org.tr
CMK Servisi - Telefon (0 224) 272 50 44 – 272 11 94
Adli Yardım Servisi - Telefon: (0 224) 223 28 23 Cep Hattı:(0 533) 439 15 79