Kıbrıs’ın Geleceği konulu konferans 4 Kasım 2017 Cumartesi günü BAOB Av.Özgür Aksoy Konferans Salonunda gerçekleştirildi. (06.11.2017)


Bu Haberi

Bu Haberi

Tweetle



BURSA BAROSU’NCA DÜZENLENEN “KIBRIS'IN GELECEĞİ” KONULU KONFERANS YAPILDI…

–AV. ALTUN: “DİPLOMASİDE LİYAKAT YOK. CUMHURİYETİN KAZANIMLARI KOLLANMIYOR.”

–AV. ÇINAR: KIBRISIN GELECEĞİ İÇİN ÖNCELİK HUKUK SİSTEMİNİN İYİLEŞTİRİLMESİNE VERİLMELİ...

–DR. BULUNÇ: “VERİLEN TAVİZLER, ANAMUR SAHİLLERİNİ RUM DENİZİ HALİNE GETİRECEK!”

–ÖYMEN: “KIBRIS KONUSUNDAKİ POLİTİKASIYLA TÜRKİYE BİR AKIL TUTULMASI YAŞIYOR.”

Emekli Büyükelçi ve eski milletvekili Onur Öymen, Kıbrıs konusunda Türkiye’nin akıl tutulması yaşadığını söyledi. KKTC’nin emekli Ankara Büyükelçisi Dr. Ahmet Zeki Bulunç da Kıbrıs konusunda verilen tavizlerin, Rum egemenliğini Anamur sahiline kadar yaklaştıracağına öne sürdü. Lefkoşa Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Oktay Çınar da Kıbrıs’ın geleceği için öncelikli olarak hukuk sisteminin iyileştirilmesi gerektiğini söyledi. Bursa Barosu Başkanı Av. Gürkan Altun da, liyakatın olmadığı, diplomatik dilden vazgeçildiği, iç politika söylemlerinin dış politikaya da egemen olduğu, ülkenin onuru, köklü devlet geleneği ve cumhuriyetin kazanımlarının merkeze alınmadığı bir dış politika izlendiğini söyledi.

“Maalesef liyakat yok!”

Bursa Barosu’nca düzenlenen “Kıbrıs’ın Geleceği” konulu konferans, BAOB Av. Özgür Aksoy Konferans Salonu’na yapıldı. Onur Öymen, Dr. Ahmet Zeki Bulunç ve Av. Oktay Çınar’ın konuşmacı olduğu toplantıyı eski başbakan yardımcılarından Av. Ertuğrul Yalçınbayır da izledi.

Panelin açılış konuşmasını yapan Bursa Barosu Başkanı Av. Gürkan Altun, Bursa Barosu’nun Kıbrıs’la ilişkisinin ilk defa 5 Nisan 2004’te kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ı Bursa’ya davet ederek başladığını hatırlattı. O dönem siyasi iktidarın, Rauf Denktaş’ı yok saydığını, Annan planı aleyhine konuşmalarını engellediğini, açıklamalarının resmikabul görmediğini ve yarım asırdır izlenen Kıbrıs politikasından farklı bir politika izlendiğini hatırlatan Altun, o günden bugüne Kıbrıs ve Kıbrıs Türkleri lehine bir değişim olmadığını üzülerek gördüklerini ifade etti.

Kıbrıs’ın genelde iç politika malzemesi olarak kullanıldığını kaydeden Altun, konuşmacıları davet ederken şöyle konuştu:

“Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana süregelen, gerçekten çok başarılı dış politikamız ve bunun mimarı büyükelçi ve konsoloslarımız varken, maalesef şimdi liyakat ortadan kalktı. Uzun yıllardır süregelen devlet politikaları terk edildi, diplomatik dilin yerine sadece iç politika söylemleri egemen oldu. Ne yazık ki, ülkenin onuru, cumhuriyetin ilke ve kazanımlarından yana bir dış politika izlenmiyor” dedi.

“Mahkeme kararlarında tanınıyoruz!”

İlk konuşmacı Lefkoşa Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Oktay Çınar, Kıbrıs’ın daha iyi bir geleceği olabilmesi için hukuksal alanda giderilmesi gereken eksiklikler üzerine değerlendirmeler yaptı.

“Kıbrıs’ın geleceği ne olacak? Çok zor bir soru. Çocukluğumuzdan beri sürekli bir anlaşma ve görüşme süreçlerinden bahsedilir. Aynı bir oyun gibi. Başlarsınız bir aşamaya gelirsiniz ve yanarsınız en başa dönersiniz. Böyle bir süreç tekerrür etmektedir. Maalesef nihai bir neticeye varamıyoruz. Kıbrıs’ın geleceği dediğinizde ben yanıt bulmakta zorlanıyorum” diyen Avukat Çınar, önceliğin iç hukuk alanındaki eksikliklerin giderilmesi olduğunu söyledi. Çınar şunları söyledi:

“Mahkemelerimizin kararlarının başka ülkelerde uygulanabilirliği ya da başka ülke kararlarının KKTC’de uygulanabilirliği konusunda Türkiye ile KKTC arasında bir sorun yok. Ancak uyum içinde olduğumuz başka da ülke yok! Ama İngiliz mahkemelerinden bazılarınca verilen kararlarda KKTC mahkeme kararlarının haklılığı teslim edilerek uygulanabilirliğine atıf yapılmıştır. İngiliz mahkemelerince verilen bir kararın bir bölümünde şöyle denmektedir: Orada tanımadığımız, de facto varlık sürdüren bir devlet vardır. Kendi yasaları ve buna uyan bir toplumu vardır. Kendi toplumu bu yasalara uyduğuna göre İngiltere yasalarında da bunu engelleyen bir durum olmadığı için KKTC mahkemelerinde üretilen kararları, İngiltere Hükümeti KKTC’yi tanımasa bile uygulamamızda herhangi bir engel yoktur!

Yani İngiltere mahkemesi, KKTC mahkeme kararlarının uygulanabilir veya tanınabilir olduğunu belirtmiştir. Ancak KKTC mahkemeleri taraflarının her ikisinin de KKTC vatandaşı olduğu ve İngiliz mahkemelerince verilen bir kararı tanımamakta, hukuki süreci en başından başlatmaktadır.

Rum kesiminin AB üyesi olması ve hukuk sistemini Avrupa’ya, AB’ne uygun hale getirmesi ileride bizi onlara göre geri bırakacaktır. Dolayısıyla KKTC hukuk sisteminin iyileştirilmesi öncelikli konudur.

KKTC’nin yasa yapma becerisi yetersizdir. Yeni ihtilaflar yaratmayacak, mevcut ihtilafları da çözecek yasalar yapmak zorundayız. Yasalarımızın somut ve anlaşılır olması gerekir.”

Bulunç’tan Akıncı’ya sert eleştiri

KKTC’nin emekli Ankara Büyükelçisi Dr. Ahmet Zeki Bulunç ise Kıbrıs uyuşmazlığının temelinin insan hakları, hukuk ve adalet sorunu olduğunu vurgulayarak başladı. Doğu Akdeniz’deki hızlı değişimin dinamiklerini anlatan Bulunç, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, Kıbrıs milli davasında bugüne kadar yapılmamış, gündeme getirilmemiş, tartışmaya açılmamış temel konuları tavizkar bir şekilde gündeme getirdiğini öne sürdü. Bulunç şöyle konuştu:

“Bugüne kadar hiçbir devlet kendi lehine yapılmış olan antlaşmaların müzakere edilmesini asla gündeme getirmemiştir. Bu hukuksal açıdan da böyledir, ulusal çıkarlar açısından da böyledir. Ama maalesef Sayın Akıncı ilk kez, bizim uluslararası antlaşmalarla elde ettiğimiz ve Kıbrıs Türk halkını cemaat statüsünden bir halk statüsüne dönüşmesini maalesef tartışma konusu yapmıştır.

Biz maalesef, Crans Montana (Cenevre, Temmuz 2017) sürecinde Rumların sıfır asker, sıfır garanti anlayışı temelinde ileri sürdükleri tezlerini kabul eder noktaya geldik. Biz aşamalı bir süreçle Kıbrıs’ta garantilerin kaldırılması ve yine aşamalı bir süreçle askeri varlığın azaltılması veya sonlandırılması şeklinde çok ciddi bir taviz verdik. Bunların gerçekleşmesi halinde Kıbrıs’taki Türk varlığının sonunun gelmesi, Türkiye’nin Anamur sahillerinin kadar Rum egemenliğine girmesi ve kaybedilmesi demektir.”

Bulunç, geçmişte, “bütün meselelerde anlaşılmadan hiçbir meselede anlaşılmamıştır” ilkesini güttüklerini, Crans Montana görüşmelerinde bu ilkenin de çiğnendiğini belirterek, 5 başlıkta olmamasına rağmen, biz kalktık toprak ve harita tavizi verdik” dedi.

“Sizinle konuşacak bir şeyimiz yok diyemiyorsunuz!”

Emekli Büyükelçi, eski milletvekili Onur Öymen ise Kıbrıs konusunda hem Türkiye hem de KKTC’de yürütülen politikayı eleştirdi. Öymen, 400 yıl Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde kalan Kıbrıs’ın kaybedilen savaşlar sonrası 1888’de İngiltere’ye kiralandığını, 1. Dünya Savaşı çıktığında da İngilizlerin kira sözleşmesini bir kenara bırakarak adaya el koyup, sömürge haline getirdiklerini anlattı.

“Siz ne kadar mücadele ederseniz edin, ne kadar haklı olursanız olun, karşınızdaki devletlerin politikası baskı yapmak” diyen Öymen, Turan Güneş ile ilgili bir anısını anlatırken şöyle konuştu:

“Bize sordu, ben bu konferansı nasıl bitireceğim. Masaya yumruğu mu vuracağım, kağıtları mı çarpacağım, hiçbir şey söylemeden dosyamı mı alıp çıkacağım? Kafasına koymuş, konferansı bitirecek, çıkıp gidecek. Bunu niye söylüyorum. Şimdi izlenen politikanın tam tersidir bu yaklaşım. Şimdi izlenen politika, masadan ayrılan taraf biz olmayalım. Diplomaside böyle bir şey yok. Hiçbir yerde duymadım.

Atatürk, Lozan antlaşması için giden heyete diyor ki, temel meselelerde, kapitülasyonlar, Ermeni, Kürt meselesinde ısrar ederlerse Ankara’ya sormadan terk edin masayı dönün diyor. Biz ne diyoruz şimdi, masayı terk eden taraf olmayacağız. Niye? O kadar yanlış bir iş yaptık ki Kıbrıs’ta o kadar mahcup durumdayız ki! Yani ne yapsak da bu işi çözsek, karşı taraf ne yaparsa yapsın ama masadan kalkmayalım.

Sizin bir geminiz gitmiş, Akdeniz’de petrol araştırması yapmak için, adam kapıyı çarparak masayı terk ediyor, gidiyor. Biz masada oturup bekliyoruz. Bize hiç yakışmayan politikalar bunlar.

Dünyada bugün ve geçmişte KKTC’ye uygulanan ambargolar kadar ağır ambargo hiçbir ülkeye uygulanmamıştır. Bırakın ekonomik ambargoyu. Posta ambargosu ve hatta spor ambargosu uygulanıyor. Bugün herhangi bir branşta herhangi bir Türk takımı gidip Kıbrıs’ta maç yapamaz. Bu kadar ağır ambargo uyguluyorlar ve siz bu ambargoları sineye çekerek masaya oturuyorsunuz! Kardeşim sen bu ambargoları kaldırmadan sizinle konuşacak hiçbir şeyimiz yok, diyemiyorsunuz? Demek için devlet olarak ağırlığınız olması lazım elbette.

Türkiye’nin AB müzakerelerinde 6 başlık, Kıbrıs Rum kesiminin vetosu nedeniyle açılamıyor. Diyemiyorsunuz ki, siz bu vetoyu kaldırmadan sizinle konuşacak bir şeyimiz yok! Bunlar bizim zayıf taraflarımız.

“Teröristlere anıt diktiler gene ses çıkarmadık”

Başından beri Kıbrıs’ta baskılara boyun eğme eğilimi var. Türkiye’de var, maalesef Kıbrıs’ta da var. Bunlar ver kurtul yolu izliyor. Tehlike bu… Denktaş’ın gereksiz direndiğini, Denktaş yüzünden çözümün gerçekleşmediğini söyleyenler vardı. Denktaş gitti, muhalifleri geldi, çözebildiler mi? Karşı tarafın niyeti Türklerle uzlaşma sağlamak değil. Kilise diyor ki, Türklerle anlaşma imzalayanın elleri cehennemde yanacak! Karşınızdaki insanlar bunlar! Terörün kökündeki insanlarla işbirliği yapanlarla karşı karşıyasınız. PKK terörünün de arkasında Kıbrıslı Rumlar var. Kıbrıs Harekatı olana kadar Türkiye aleyhine hiçbir uluslararası terör eylemi yok. İki ülke var dünyada teröristler için anıt diken. Bir Ermenistan, ASALA teröristleri için, Kıbrıslı Rumlar da EOKA teröristleri için anıt diktiler. Türklerden tepki yok. İnanılacak gibi değil. Sizin insanlarınızı öldürenler anısına komşu ülkeler anıt dikiyor, sizden tepki yok! Tepkisiz bir toplumuz. Bunları konuşan yok. Bunları konuşacak insanları televizyonlara çağıran yok. Bunlar konuşulmasın, anlatılmasın, halk bunları bilmesin istiyorlar.

Abdullah Öcalan yakalandığında cebinden çıkan pasaport Kıbrıs Rum pasaportuydu! Bunu bilen kaç kişi var. Yazan, televizyonlarda söyleyen kaç kişi var? Hiç kimse! Hukuken, siyaseten en haklı olduğumuz meşru bir davayı, savunmakta çekingen davranıyoruz.

Her konuda anlaşma olmadan toprak konusu konuşulmaz diye anlaşma varken, toprak tavizi içeren harita verildi görüşmelerde… Niye veriyorsun? Kimden yetki aldın? KKTC’nin toprak bütünlüğü Anayasa ile güvence altında. Görüşmelerde size şu kadar toprak verebiliriz demek Anayasaya aykırı. Siz bu haritayı verirken Meclis’ten yetki aldınız mı? Almadınız? Hükümetten almadınız. Hükümet başkanı tepki gösteriyor. Nasıl yaparsınız bunu diye? Peki, kim telkin ediyor bunu size, gücü nereden alıyorsunuz? Hesabını kim soracak? Basın sormuyor. Meclis de sormuyor. Türkiye maalesef akıl tutulması yaşıyor.”










 
 

BURSA BAROSU BAŞKANLIĞI - İLETİŞİM BİLGİLERİ - 444 50 99
Adres: Kıbrıs Şehitleri Caddesi Adalet Sarayı G-Blok Kat:1 Osmangazi / BURSA
Telefon (0224) 272 11 94 – 251 66 06
Faks (0224) 251 62 49
E-Posta baro@bursabarosu.org.tr
CMK Servisi - Telefon (0 224) 272 50 44 – 272 11 94
Adli Yardım Servisi - Telefon: (0 224) 223 28 23 Cep Hattı:(0 533) 439 15 79