BASIN AÇIKLAMASI - 11.12.2017 - DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ (11.12.2017)


Bu Haberi

Bu Haberi

Tweetle




BASINA VE KAMUOYUNA
11.12.2017


2. Dünya Savaşı sonunda insanlığın aldığı ağır yaraları bir nebze olsun sarmak ve gelecekte benzer kanlı deneyimlerin yaşanmasını önlemek adına 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler bünyesinde, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi imzalanmıştır. Bildirinin kabul edildiği 10 Aralık günü ise, dünya insan hakları günü olarak kabul edilmiştir.

2. Dünya savaşının ardında bıraktığı kanlı miras ile iktidar hırsının, küresel çıkarların sebep olduğu iç ve dış savaşların birebir şahitliğini yapan ülkeler, dil, din, ırk, cinsiyet ve siyasi düşünce gözetilmeden her bir insanın salt insan olmak ile kazanacağı bir takım kutsal haklarının bulunduğu konusunda hemfikir olmuşlardır ki, beyanname 50 ülkenin imzası ile gerçekten evrensel düzeyde bir karşılık bulmuştur.

Ülkemiz de 6 Nisan 1949 tarihinde beyannameyi kabul etmiş, bu tarih itibariyle iç mevzuatın beyanname ile uyumlu hale getirilmesi süreci başlamıştır. Ancak kabulünden 69 yıl sonra, içinde bulunduğumuz bilişim çağının getirdiği birçok bilimsel ve teknolojik gelişmeye rağmen, kağıt üstünde tanınmış olan bu hakların yaşama geçirilmesi bakımından genel anlamda dünyada umulan ve amaçlanan başarıya ulaşılamamış; küresel çıkarlar hala Filistin örneğinde olduğu gibi dünya siyasetini yönlendirmekte, halkları intifadaya zorlamaktadır.

Ülkemizdeki durum da ne yazık ki iç açıcı değildir.
Bu bağlamda verilecek örneklere bir hukuk örgütü olarak OHAL süreci ile başlamak yerinde olacaktır. Ülkemizde, ilanı oldukça ağır, sıkı koşullara bağlanmış olan OHAL hukuk rejimi 20 Temmuz 2015 tarihinde ilan edilmiş olup ne zaman sona ereceği kimse tarafından bilinemediğinden olağanlaşmış, adeta yeni bir yönetim şekline dönüşmüştür. Bunun yanında OHAL dönemlerinde dahi askıya alınamayacakları tartışmasız olan adil yargılanma, fikir ve fikri açıklama, örgütlenme özgürlükleri ile keyfi tutklama ve işkence yasağı gibi kati sınırlamaların, “bu rejimin kabulü ile idarenin eylem ve işlemleri üzerindeki denetimin zayıflaması sonucu” esnetildiği gözlemlenmektedir.

Kimi zaman bu beyannameden güç alarak, hukuk güvenliğinin sağlanması amacına hizmet eden usul yasalarının ihlali ile zedelenen haklar, kimi davalarda ise yargılamanın asıl konusunu oluşturmakta, 2017 senesinde hala hakların yargılandığını görmek hukuk dünyasında bizlere derin üzüntü vermektedir. Bireylerin ortada somut eylem olmaksızın salt düşünceleri sebebi ile yargılanmaları ne yazık ki OHAL sürecinde oldukça “olağanlaşmıştır”. Yargı süreçleri beklenmeksizin sorgu ve sualsiz şekilde KHKler ile işinden edilen binlerce kamu çalışanının işlerine geri dönmek için yaptıkları başvurular OHAL Komisyonu isminde, hukuki statüsü belirsiz, yargı yetkisi bulunmayan mercilerin önünde aylarca bekletilmekte; bu yolla hem doğal yargıç ilkesi ihlal edilmekte, hem “eşit iş, eşit ücret” hakkı sağlanamamaktadır.
Çalışma hürriyeti bakımından OHAL işlemlerinden öte sorunlar da mevcuttur. İş Hukuku mevzuatında yapılan düzenlemeler ile öngörülen “zorunlu arabuluculuk” kurumu, hak arama hürriyeti kadar yine “eşit iş, eşit ücret” ilkesinin gerçekleşmesinin önünde büyük bir engeldir. Bu yolla esasen bir yargı yolu olması teknik olarak mümkün olmayan zorunlu arabuluculuk kurumunda, kölelikten bu güne gelen süreçte mücadele ile kazanılan haklar “hızlı yargılama” vaadi ile pazarlığa açılmış, uzun yargılama süreleri sorunu yeni sorunlar yaratacak bir usul ile aşılmaya çalışılmıştır. İş cinayetleri hız kesmeden devam etmekte, bilhassa maden işçiliği hususunda insanlık dışı denebilecek düzeyde özensizlik ve denetimsizlik söz konusudur. Özetle çalışma yaşamında da ileriye değil, geriye doğru bir gidiş söz konusudur.

Eğitim alanına bakıldığında umutlu olduğumuzu söyleyebilmeyi çok isterdik ancak her ne kadar ilköğretim, beyannameye uygun şekilde zorunlu tutulsa da, süresi kısaltılarak eğitim ile hedeflenen yararın sağlanması zorlaştırılmıştır. Kısalan zorunlu eğitim süresinin ardından, bilhassa bu eğitimi tamamlayan kız çocuklarının eğitim hayatının dışına itildikleri görülmektedir. Böylece eğitim hakkından faydalanma hususunda, dini ve geleneksel bakış açısının da etkisiyle bir cinsiyet eşitsizliği de doğmaktadır. En nihayetinde de çocuk gelin vakalarının artması için tüm gerekli koşullar oluşmuş olmaktadır. Liyakat ölçme yöntemlerinin her sene değişmesi sebebiyle eğitim hayatında istikrar sağlanamamaktadır. Laik; beyannamedeki ifadesi ile ırk ve din grupları arasında anlayışı, hoşgörüyü ve dostluğu teşvik edecek eğitim yöntemleri benimsenerek, insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan haklarıyla ana hürriyetlerine saygının kuvvetlenmesini hedef alan “parasız” bir eğitim sistemine geçilmelidir. Hem maddi olanaksızlık, hem dini inançlar, bir yandan da denetimsizliğin etkisi ile yaşanacak bir Aladağ faciasına daha dayanacak gücümüz bulunmamaktadır. Ayrıca din temelli eğitim anlayışının dimağlarda yerleşmesinin yarattığı ölümcül riskler bugün kendini farklı olanı ötekileştirme eylemleri ile göstermekte, hala Alevi ailelerin yaşadığı evlere işaret konulduğu dahi görülmektedir.

Evlenme özgürlüğü de, nikah kıyma yetkisinin laik, tarafsız devlet kurumları yanında müftülüklere de verilmesi ile dini bir eksene taşınmış olup; her ne kadar bugün kabulünü andığımız, günümüzün Magna Carta’sı olan Beyanname ülkemizce imzalanmış olsa da; hukuk dünyasında yapılan düzenlemeler ve uygulamaların sebep olduğu insan hakkı ihlalleri ne yazık ki bizi karamsarlığa itmektedir.
Hakların en kutsalı olan yaşam hakkının ne pahasına olursa olsun korunmasındaki zorunluluk ise elbette ki tartışmasızdır. Ülkemizde yapılmış olan tüm katliamların sorumlularının tespit edilerek yargılanmaları gerekmektedir. Katliamlar tarihinde 2 Temmuz 1993 tarihinde hususi olarak aydınların hedef alındığı Sivas katliamında 37 aydın hayatını kaybetmiş, hemen 3 gün sonra Erzincan Başbağlar katliamında 33 kayıp verilmiştir. 2015 tarihinde yaşanan 10 Ekim Ankara Garı Katliamında ise en küçüğü 8 yaşında olan 109 can katledilmiştir. Hatta yalnızca bir sene önce bugün, İstanbul Dolmabahçe’de Vodafon Arena stadı yakınlarında Beşiktaş Bursaspor maçı ardından düzenlenen iki ayrı bombalı saldırı ile 46 can yitmiştir. Bu vesile ile Halepçe, Hocalı ve Serebrenica katliamlarını da anmak isteriz.

İnsan hakları kavramı bir bilinçtir. İnsanın sahip olduğu hakların yanında devletin yükümlülüklerini ifade eder. Bir ihlalin sonuçlarını diğer bir ihlal ile çözmeye çalışan sistemin adalet dağıtmak hususunda maalesef ki hiçbir şansı yoktur. İnsan haklarının gerçekleşmesini sağlamak biz Barolara yüklenmiş görevlerin en temellerinden olduğundan, bu husustaki sorumluluğumuzun bilinci ve her şeye rağmen insanlık onurunun hak ettiği yüksek yeri bulduğu gelecek günlerin umudu ile bu saptamalarımızı kamuoyuna sunarız. 11.12.2017



 
 

BURSA BAROSU BAŞKANLIĞI - İLETİŞİM BİLGİLERİ - 444 50 99
Adres: Kıbrıs Şehitleri Caddesi Adalet Sarayı G-Blok Kat:1 Osmangazi / BURSA
Telefon (0224) 272 11 94 – 251 66 06
Faks (0224) 251 62 49
E-Posta baro@bursabarosu.org.tr
CMK Servisi - Telefon (0 224) 272 50 44 – 272 50 67
Adli Yardım Servisi - Telefon (0 224) 223 28 23