BASIN AÇIKLAMASI - 02.07.2018 - Sivas Katliamı (02.07.2018)


Bu Haberi

Bu Haberi

Tweetle





BASIN AÇIKLAMASI
2 Temmuz 2018

 
Üzerinden yıllar geçse de unutulmayacak bir acının hüznün tarihi 2 Temmuz…

Çeyrek asır önce Sivas’ta, Türkiye tarihine bir “vahşet” olarak yazılan Sivas Katliamı’nın kurbanı ikisi otel görevlisi 35 canı anmak için yeniden bir aradayız.

Bundan tam 25 yıl önce Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri için Sivas’a gelen şair, gazeteci, yazar, müzisyen, sanatçı ve aydınların konakladıkları Madımak Oteli’nde diri diri yakılarak katledildiği gündür 2 Temmuz. Bizler 2 Temmuz 1993 gününü düşünce ve ifade özgürlüğünün engellendiği, linç kültürü ile yaşam hakkının fiilen sona erdirildiği kara bir gün olarak görmekteyiz.

O gün otel çevresinde olanların içinde bulunduğu üzücü ve düşündürücü linç isteği, vahşet kültürünün psiko-sosyolojik yönü yanında, olayın güvenlik kuvvetlerinin, siyasilerin ve devletin tüm yetkili ve sorumlularının gözü önünde gerçekleşmiş olması, durumu daha önemli hale getirmektedir.

Ne yazık ki aradan 25 sene geçmiş olmasına rağmen, linç kültüründen beslenen zihniyet halen mevcuttur. Bu zihniyetin meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda, Sivas Katliamı’nı unutmamak ve unutturmamak son derece önem arz etmektedir.

Acı olayın yaşandığı gün sekiz saat boyunca otel çevresindekilere herhangi bir müdahale yapılmadığı gibi, dönemin başbakanının “Çok şükür otel dışındaki yurttaşlarımız bir zarar görmemiştir”, dönemin cumhurbaşkanının “Olayda ağır tahrik vardır. Olay münferittir, halk galeyana gelmiştir”, dönemin içişleri bakanının ise “Aziz Nesin’in halkı tahrik etmesi sonucunda galeyana gelen halk bu olayları çıkarmıştır” sözleri halen aklımızdadır.

Dönemin siyasileri ve yöneticilerinin bu açıklamaları failleri koruyan ve linç kültürünün yerleşmesini sağlayan sonuçlar doğurmuştur. Ne yazık ki günümüzde de siyasiler hala bu nefret dilinden ve linç kültüründen beslenmektedir.

Sivas Katliamı’nın üzerinden geçen onca yıla rağmen, olayın asli failleri ve olayı engellemek için kılını kıpırdatmayan sorumlular yargılanmadığı gibi halkı birbirine düşürmeyi hedefleyen provokasyon ve söylemler artarak devam etmiştir.

Katliamın hukuki süreci olayı aydınlatıp faillerin cezalandırılmasından ziyade olayı örtbas etmek ve katil ve failleri aklama sürecine dönüşmüştür.
22 Ekim 1993’te başlayan ceza yargılaması sonunda olayın asıl failleri yargılanmadığı gibi yargılananlar içinde zamanaşımı sebebi ile dosya kapatılmış ve dönemin başbakanı zamanaşımını “Milletimize hayırlı ve uğurlu olsun” diyerek karşılamıştır.

Yargılama sürecinde katledilenlerin aileleri ve avukatlarına her türlü zorluk çıkartılmış, tehdit edilmiş, gözdağı verilmiştir.

Yapılan göstermelik yargılamada sanıkların avukatlığını yapan kişiler sonrasında adeta ödüllendirilerek milletvekili, bakanlık ve belediyelerde önemli görevlere getirilmişlerdir.

Yargılama sonrası verilen zamanaşımı kararı Yargıtay’ca da onanmış olup, bizler her seferinde söylediğimiz gibi insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı müessesesinin işlememesi gerektiğini, toplum vicdanının da rahatlayabilmesi için yaşanan bu acı olay ile yüzleşilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Bu acı olayın aydınlatılmaması ve fail ile sorumluların cezalandırılmaması, başka katliamlara da zemin hazırlamıştır. Açıkça ortadadır ki, gerçekleşen bu katliamın katilleri korunmuş ve bu da yeni katliamları özendirmiştir.

Bu olayın sorumlularının bulunarak cezalandırılmadan Türkiye’nin gerçek anlamda bir demokrasiye kavuşamayacağı ortadadır.

Burada, 5 Temmuz 1993 günü gerçekleşen ve 33 vatandaşımızın ölümü ile sonuçlanan Başbağlar katliamını da anmadan geçemeyeceğiz. Hain terör örgütü tarafından gerçekleştirilen bu katliam ile masum vatandaşlarımızın ölümüne sebebiyet verilmiş olmasını da kınıyor, Türkiye’nin bir daha bu ve benzeri acı olaylarla karşılaşmamasını umut ediyoruz.

Bizler her sene söylediğimiz gibi Sivas katliamının aydınlığa, demokrasiye ve bir arada yaşama kültürüne saldırı olduğunu bildiğimizi, bu ve benzeri saldırıların bitmesi için kutuplaşmadan uzak, laik ve bütünleyici bir yaşam tarzının devletin tüm kurumlarına yerleşmesini, siyasilerin bu yaşam tarzını kurmak üzere hareket etmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Bugün üzülerek görmekteyiz ki, yaşam hakkı başta olmak üzere tüm temel hak ve özgürlüklere yönelik baskı ve şiddet açık veya örtülü olarak halen devam etmektedir. İçinde bulunduğumuz olağanüstü hal sebebi ile çıkartılan KHK’lar ile insan hak ve özgürlükleri keyfi olarak askıya alınmış, insan hakları yöneticilerin tasarrufuna bırakılmıştır.

İnsan hak ve özgürlüklerinden, eşitlikten, demokrasiden, barıştan ve kardeşlikten yana olan herkes gibi biz de bir kez daha katliamı lanetliyor ve unutturmayacağımızı belirtiyoruz.

Ve biliyoruz ki, benzer acıların tekrar yaşanmamasının yolu, hangi dilden, etnik kökenden, mezhepten ya da dinden olursa olsun tüm yurttaşlarımızın hukuk güvencesi altında özgürce yaşamalarından geçmektedir. Bunun en basit yolunun ise insan hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu bir hukuk devleti yaratmak olduğu ortadadır.

25 sene sonra bugün, Sivas’ta katledilen her canın acısını yürekten hissediyor, insanlık suçlarında zamanaşımını kabul etmediğimizi ve suçun gerçek faillerinin yargılanıp cezalandırılmadan bu katliamın unutulmayacağını ve adaletin sağlanamayacağını bir kez daha belirtiyoruz.

Av. Umut MISIR
Bursa Barosu İnsan Hakları Komisyon Başkanı




 
 

BURSA BAROSU BAŞKANLIĞI - İLETİŞİM BİLGİLERİ - 444 50 99
Adres: Kıbrıs Şehitleri Caddesi Adalet Sarayı G-Blok Kat:1 Osmangazi / BURSA
Telefon (0224) 272 11 94 – 251 66 06
Faks (0224) 251 62 49
E-Posta baro@bursabarosu.org.tr
CMK Servisi - Telefon (0 224) 272 50 44 – 272 50 67
Adli Yardım Servisi - Telefon (0 224) 223 28 23