BASIN AÇIKLAMASI - 23.11.2018 - AİHM’NİN, SELAHATTİN DEMİRTAŞ’IN BAŞVURUSU ÜZERİNE TÜRKİYE HAKKINDAKİ KARARINA İLİŞKİN AÇIKLAMA (23.11.2018)


Bu Haberi

Bu Haberi

Tweetle




AİHM’NİN, SELAHATTİN DEMİRTAŞ’IN BAŞVURUSU ÜZERİNE TÜRKİYE HAKKINDAKİ KARARINA İLİŞKİN AÇIKLAMA

BASINA VE KAMUOYUNA

23 KASIM 2018

 

AİHM’nin bugüne kadar Türkiye hakkında verdiği kararların büyük çoğunluğu, AİHS’nin 6. maddesi kapsamında, adil yargılanma hakkının ihlaline yönelik idi. Bununla birlikte 5. madde kapsamında özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali, 10. madde kapsamında ifade özgürlüğünün ihlali, 9. madde kapsamında düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün ihlali, 3. madde kapsamında işkence yasağının ihlali ve 11. madde kapsamında toplantı ve dernek kurma özgürlüğünün ihlali gibi konularda da yüzlerce kez Türkiye’yi mahkûm eden kararlar vermiştir. Ancak tarihinde AİHM ilk defa Türkiye Cumhuriyeti hakkında AİHS 18. madde kapsamında ‘haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanması kuralının ihlal edildiğine’ yönelik karar verdi. AİHS’nin 18. maddesi ile yapılan düzenleme AİHS’ne taraf olan ülkelerin olağanüstü hal dönemlerindeki hak kısıtlamalarına ilişkin hükümlerin öngörüldükleri amaç dışında uygulanamayacağını düzenlemektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında özetle;

Demirtaş hakkında, ulusal yargı organları tarafından verilen tutukluluk halinin devamına yönelik kararların yeterli gerekçe sunulmaksızın verildiği ve bu şekilde tutukluluğa devam edilmesi nedeniyle AİHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiğine, ayrıca tutuklu yargılanmasından dolayı milletvekili olduğu dönemde yasama faaliyetlerine de katılamadığı için AİHS Ek 1 nolu protokolün 3. maddesiyle koruma altına alınmış olan seçme ve seçilme hakkı ile siyaset yapma hakkının ihlaline karar vermiştir. Mahkeme, bu ihlallerle bağlantılı olarak ayrıca “…bu tehdit altında olan yalnızca başvurucunun bireysel hak ve özgürlükleri değil tüm demokratik sistemin kendisidir” şeklinde bir tespit yapmış ve devamında; “başvurucu hakkındaki hak kısıtlamalarının birincil amacının çoğulculuğu boğmak ve siyasi tartışma özgürlüğünü sınırlandırmak olduğunu belirterek sözleşmenin 18. Maddesinin ihlal edildiğini” belirtmiştir. AİHM’in Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararda 18. maddenin uygulanmış olması bir anlamda da, tutuklama kararının ‘hukuki’ değil, ‘siyasi’ gerekçelerle verildiğine hükmetmesi anlamına da gelmektedir.

Bilindiği üzere ülkemiz 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen hain darbe girişiminin ardından OHAL ilan etmiş ve sonrasında AİHS’nin bazı maddelerini de OHAL kapsamında askıya alarak bu durumu AİHM’in çatısı altında bulunduğu Avrupa Konseyi’ne de bildirmişti. Oysa AİHM’nin kararında yer verdiği AİHS’nin 18. maddesinde, “Anılan hak ve özgürlüklere bu sözleşme hükümleri ile izin verilen kısıtlamalar, öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz” ifadesi açıkça yer almaktadır. AİHM Demirtaş davasında Türkiye’nin bu hükmü ihlal ettiğine karar vererek ulusal yargı organlarımızca Demirtaş’ın tutuklanmasına ve tutukluluk halinin uzatılmasına ilişkin vermiş olduğu kararların hukuki olmadığını hükme bağlamış oldu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında verilmiş yargı kararlarıdır ve AİHS’ne imza koyan bütün tarafları iç hukukta da bağlar. Bu durum hem anayasamız hem de sözleşme ile güvence altına alınmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1950 tarihinde imzalanmış ve bu sözleşme ile birçok temel hak ve hürriyet koruma altına alınmıştır. Türkiye ise bu Sözleşmeyi 18 Mayıs 1954’te onaylamıştır.

TC Anayasası’nın 90/5. maddesi “Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma” başlığı altında;

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. Bu hüküm uyarınca Türkiye Cumhuriyeti Devleti taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığını kabul etmiştir.

Yine TC Anayasası’nın 138/2. maddesi “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlığı altında;

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz

Son olarak da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi “Kararların bağlayıcılığı ve infazı” başlığı altında;

46/1) Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler. 2) Mahkeme’nin kesinleşen kararı, infazını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir” ifadeleri yer almaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ne anlama geliyor?

Gerek Anayasamız gerekse tarafı olduğumuz AİHS ile bağıtlanan tüm bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde Yürütmenin bağımsız yargı kararlarını tartışmaya açması kabul edilemez. Kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkeleri gereğince yürütme yargı kararları ile bağlıdır.

Yürürlükteki mevzuat ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerden yola çıkarak AİHM kararlarının uygulanmaması hukuki bir karşılık taşımamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Yargı kararlarının kişi ya da konu gözetmeksizin uygulanması hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Kaldı ki AİHM kararının muhatabının suçluluğu ya da suçsuzluğuna ilişkin olarak ulusal yargı organlarımız işin esasına girip yargılama yaptıktan sonra karar verecektir. Yargı kararlarının yürürlüğe girmesi siyasi otoritenin onayına bağlanamaz.

Türkiye karara uymazsa ne olur?

Türkiye’nin Selahattin Demirtaş hakkındaki AİHM kararına uymaması halinde kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin bir dizi yaptırımına maruz kalması ve Avrupa Konseyi’nden uzaklaştırılma riski de göz ardı edilemez.

Avrupa Konseyi’ni kuran Londra Antlaşması 5 Mayıs 1949’da 10 Avrupa ülkesi tarafından imzalamıştır. AK’ın belkemiğini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ise 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanmıştır. Halen 47 üyesi bulunan Avrupa Konseyi, ülkemizin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’yla kurduğu ilk kurumsal bağı temsil etmektedir. Türkiye AK’a, kuruluşundan üç ay sonra, Yunanistan ve İzlanda ile birlikte Ağustos 1949’da davet edilmiş ve bu sebeple de örgütün kurucu üyeleri arasında sayılmıştır. Bu itibarla Türkiye zor bir karar arifesindedir. Ya Avrupalı kalacak ya da Avrupa ile bağlarını kopartacaktır.

 

Bursa Barosu Yönetim Kurulu

 
 

BURSA BAROSU BAŞKANLIĞI - İLETİŞİM BİLGİLERİ - 444 50 99
Adres: Kıbrıs Şehitleri Caddesi Adalet Sarayı G-Blok Kat:1 Osmangazi / BURSA
Telefon (0224) 272 11 94 – 251 66 06
Faks (0224) 251 62 49
E-Posta baro@bursabarosu.org.tr
CMK Servisi - Telefon (0 224) 272 50 44 – 272 50 67
Adli Yardım Servisi - Telefon (0 224) 223 28 23