ÜLKEMİZDE YARGI BAĞIMSIZ MI?
YARGIÇLAR GÜVENCELİ Mİ?

Mahir Ersin GERMEÇ
Yargıtay 18. Hukuk Dairesi Başkanı

 

Yargı bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesi, Anayasamızın 9, 138 ve 139. maddelerinde açık bir biçimde yer almasına karşın, gerçekte Ülkemizde yargı bağımsız mı? Yargıçlar gerçekten güvenceli mi?

Yukarıdaki soru, günümüzde soru olmaktan çıkmış, yargı bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesi gerek öğretide ve gerekse uygulamada sürekli tartışılan bir konu durumuna gelmiştir. Demek ki yargıçların görevlerinde bağımsız olduklarının salt Anayasada ve yasalarda yer alması yeterli değildir. Bu temel ilkeyi uygulamada güçlendirecek ve gerçekleştirecek güvencelerin de bulunması gerekir. Çünkü güvenceli yargıç, yargı bağımsızlığının; bağımsız yargı da ulusun güvencesidir. Yargı bağımsızlığı, dolayısıyla adil yargılama ancak bağımsız ve güvenceli yargıçlarla sağlanır. Bunun için de yargıçlar, siyasal gücü elinde bulunduran yasama ve özellikle yürütme karşısında tam bağımsız ve gerçekten güvenceli duruma getirilmelidir. Oysa,aşağıda kısaca değinilecek olan konularda yargıçlara tanınmış bulunan Anayasal güvencelerin yetersizliği bir yana; özellikle yargıç adaylarını belirleme (sınav yöntemi), yargıçları denetleme, haklarında inceleme soruşturma yapma, Bakanlık merkezinde görevlendirme ve diğer özlük işlerinde Adalet Bakanlığı’na (Bakan’a) tanınan yetkiler, yargı bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesini zedelemektedir. Böyle bir düzenek, güçler ayrılığı ilkesi ile de bağdaştırılamayacak, yargının siyasallaşmasına ortam yaratacak niteliktedir.

1- Yargıçlık mesleğine alınacakların belirlenmesi

Ülkemizde yargıçlık mesleğine alınacak olanlar, Adalet Bakanlığı’nca belirlenmekte ve staja başlatılmakta; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bu süreçte herhangi bir işlevi ve etkinliği bulunmamaktadır. ÖSYM tarafından gerçekleştirilen yazılı sınavı kazanan yargıç aday adaylarının sözlü sınavını salt Adalet Bakanlığı üst bürokratlarından oluşan bir kurul yapmakta; bu (sözlü) sınav sonucu Bakanlık bürokratlarınca belirlenen yargıç adaylarının meslek öncesi eğitimleri (staj evresi) tamamlandıktan sonra, Yüksek Kurul’ca yargıç ya da savcı olarak atamaları yapılmaktadır.

Yargıçlık mesleğine alınacakların Adalet Bakanlığı’nca belirlenmesi yönteminin, uygulamada tercihlerin siyasi ağırlıklı olmasına olanak sağladığı ve daha başlangıçta yargının siyasallaşmasına zemin hazırladığı kuşkusunu uyandırmaktadır. Bu nedenle, mesleğe alma, Yüksek Kurul’ca gerçekleştirilmeli; bu tümceden olarak yargıç ve savcı adaylığı sözlü sınavı -Bakanlık üst bürokratlarınca değil- Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca yapılmalı, staja kabul de Yüksek Kurul’ca yerine getirilmelidir.

2- Yargıçların Bakanlıkta görevlendirilmesi

Anayasanın 159. maddesinin beşinci fıkrasında, Adalet Bakanlığı’nın merkez kuruluşunda geçici ya da sürekli olarak çalıştırılacak yargıç ve savcıları –muvafakatlarını alarak- atama yetkisi, doğrudan Adalet Bakanı’na tanınmıştır. Bu yetki kuralına göre Adalet Bakanı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun hiçbir katkısı ve katılımı olmadan (Yüksek Kurul’un görüşü ya da onayı alınmadan) istediği yargıcı ya da savcıyı merkeze alabilmekte, yönetsel görevlerde dilediği gibi çalıştırabilmektedir. Geçmişte ve günümüzde hemen her Adalet Bakanı’nın, Bakanlığın merkez kuruluşunda görevlendirilecek yargıç ve savcıları belirlerken, bağlı bulunduğu siyasi partinin görüşlerine yatkın olduğuna inandığı kişileri seçtiği kanısı yaygındır. Siyasi iktidar değişikliğinde de yeni Adalet Bakanı,bir önceki Bakanın merkez kuruluşunda görevlendirdiği yargıçların yerine, çoğu kez kendi siyasal görüşlerine yakın ve yatkın gördüklerini almakta; yönetsel görevden uzaklaştırılanlar ise, Bakan’ın önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca –genelde arzu ve istemlerine de bakılmaksızın- kürsüye (asıl görevleri olan mahkeme yargıçlığına ya da savcılığa) atanmaktadır. Bu yolla çoğu kez hak ettikleri görevler yerine, kazanımlarının altında bir göreve atanan Bakanlık üst bürokratları, Anayasa’nın “Kurul kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” kuralına takılmaktadır (Md.159/4). Yargıya başvurma hakkı bulunmayan bu durumdaki bir yargıcın siyasal güce karşı güvenceli olduğundan söz edilebilir mi? Böyle bir uygulamanın, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi ilkesine uygun düşmediği apaçık ortadadır.

Sayfa 65

   

3- Yüksek Kurul kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamaması

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, adli ve idari yargı yargıç ve savcılarını atamak, görevlerini ve görev yerlerini belirlemek, meslekte ilerleme, birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, disiplin ve diğer özlük işleriyle ilgili kararları almak; Yargıtay, Danıştay ve Uyuşmazlık mahkemesi üyelerini seçmek; ayrıca Anayasa ve yasalarla kendisine verilen görevleri yerine getirmekle yetkili ve görevlidir. Anayasanın 159. maddesi uyarınca yargıç ve savcılar üzerinde bu denli yetkili bulunan Yüksek Kurul’un, sözü edilen konularda almış olduğu kararlara karşı yargı mercilerine başvurma yolu kapalıdır (Md.159/4). Ancak, ilgili yargıç ya da savcının istemi üzerine, Kurul kendi kararını yeniden incelemekte, ilgilisi bundan olumlu sonuç alamamış ise ve isterse itiraz hakkını kullanabilmekte;Yüksek Kurul, yedek üyelerinin de katılımıyla itirazı incelemekte ve sonuçta verilen karar kesin olmaktadır. Yeniden inceleme sırasında ve itiraz üzerine yapılan incelemede Kurul’un başkanı olarak Adalet Bakanı ve doğal üyesi bulunan Bakanlık Müsteşarı da toplantılara katılmakta ve oy kullanmaktadır. Bir yönetsel karar olan kurul kararına karşı yargı yoluna başvurulamamaktadır. Böylece en küçük memura açık olan yargı denetimi yolu, yargıç ve savcılara kapatılmış bulunmaktadır. Bunun da doyurucu bir gerekçesi ve haklı bir yanı yoktur. ‹şte, yargıçlık güvencesini zedeleyen etkenlerden biri de Kurul kararlarına karşı yargı yolunun kapatılmış olmasıdır.

4- Yüksek Kurulun oluşumu

Anayasanın 159.maddesi hükmüne göre, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yedi asıl ve beş yedek üyeden oluşmaktadır. Kurulun başkanı Adalet Bakanı, müsteşarı da kurulun doğal üyesidir. Diğer beş asıl ve beş yedek üye ise Yargıtay ve Danıştay Genel Kurulu’nca gösterilen adaylar arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Yargının bağımsız olmadığından yakınanların özellikle üzerinde durduğu bu yapılanma biçimidir. Gerçekten de Kurul’da Adalet Bakanının başkan, müsteşarın doğal üye olması, Kurul’u yürütmenin etkisi ve baskısı altına soktuğu izlenimini uyandırmaktadır. Yargıçların ve savcıların özlük işlerini yürüten Yüksek Kurul’un bu yapısı güçler ayrılığı ilkesine uygun düşmemekte; Anayasanın 9, 138 ve 139. maddelerinde açıkça vurgulanan yargı bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesi ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Özellikle, yürütme erkinin bir üyesi olan Adalet Bakanı’nın (ve yüksek yargı üyeliğine aday konumundaki müsteşarın) yüksek yargı organına (Yargıtay’a, Danıştay’a, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne) üye seçen bir kurulda bulunması hukuka uygun düşmemektedir. Kurulun oluşumunda yer alan Bakan ve müsteşar, temelde

yürütmenin içindedir. Yargıç ve savcıların atama ve yetki kararname taslakları (doğrudan Kurul’a bağlı bir birim bulunmadığından) Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nce hazırlanmakta; Yüksek Kurul, bu taslaklar üzerinde inceleme yaparak, yargıç ve savcıların görev yerlerini ve yetkilerini belirleyen kararnameleri karara bağlamaktadır. Böyle bir düzenek, yargı erkini ulus adına kullanan yargıçlar üzerinde yürütmenin etkinliğini ve ağırlığını açıkça hissettirmektedir. Bu nedenle, Anayasada yapılacak değişiklikle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, doğrudan Yargıtay ve Danıştay Genel Kurulları’nın kendi üyeleri arasından seçecekleri belli ve yeterli sayıdaki yüksek yargıçlardan oluşmalı; Adalet Bakanının (ve müsteşarının) özellikle yargıçların atama, yükselme, denetim-soruşturma ve yüksek mahkemelere üye seçimi konularındaki yetki ve etkinliklerine bir an önce son verilmelidir. Bu tümceden olarak mahkemelerin denetimi ile yargıçlar hakkında sicil (hal kağıdı) düzenleme, inceleme ve soruşturma yapmakla görevli müfettişler doğrudan Yüksek Kurul’a bağlanmalı, kararnamelerin hazırlanması ve benzeri işlemlerin yürütülmesi için Yüksek Kurul’a bağlı alt birimler kurulmalıdır.

5-Yargıçların denetimi

Anayasanın 144.maddesine göre, yargıç ve savcıların görevlerini; yasa, tüzük, yönetmelik ve genelgelere (yargıçlar için yönetsel nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; eylem ve işlemlerinin görevleri gereklerine uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma, Adalet Bakanlığı’nın izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılmaktadır. Adalet Bakanı’nın buyruğunda çalışan ve onun izni ile denetleme, inceleme ve soruşturma yapan adalet müfettişlerince hazırlanmış bulunan raporlar, siciller (hal kağıtları) önüne geldiğinde ancak Yüksek Kurul bunlar üzerinde inceleme yapmakta ve kararını vermektedir. Bundan da açıkça anlaşılacağı gibi, temelinde yürütme erkinin (hükümetin) üyesi olan Adalet Bakanı, yargıçlar üzerinde denetim ve gözetim hakkına sahip bulunmaktadır. Adli ve ‹dari yargı mahkemelerini denetlemek, yargıçlar ve savcılar hakkında araştırma, inceleme ve soruşturma yapmak, rapor ve sicil (hal kağıdı) düzenlemekle görevlendirilen Adalet müfettiş- lerinin gerek seçimi ve atanması gerekse görevlendirme izin ve yetkisinin Yüksek Kurul yerine, Adalet Bakanlığı’na (Bakan’a) verilmiş olması, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi açısından son derece sakıncalı kurallardır. Anayasal düzenleme böyle olduğu sürece; “Yargıçlar görevlerinde bağımsızdır, onlara hiçbir organ, makam, merci ve kişi buyruk veremez, genelge gönderemez, öneri ve etkilemede bulunamaz.” kuralı sözde kalır, yargının bağımsızlığı tartışmasının asla sonu gelmez.

Sayfa 66

   

6- Yargıçların aylık ve ödenekleri

Anayasa, yargı erkini ulus adına kullanan yargıç ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri yanında aylık ve ödeneklerinin de mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesi esaslarına göre ayrı bir yasayla düzenlenmesini öngörmüştür (Md.140/3). Buna göre, yargıç ve savcıların aylık ve ödeneklerinin ayrı bir yasayla düzenlenmesi Anayasa kuralı gereğidir. Buna karşın uygulamada, yargıçların aylık ve ödeneklerinin ayrı bir yasayla düzenlenmesi yerine, memur ve diğer kamu görevlileri-nin bağlı

mahkemelerinde görevli diğer yargıç ve savcıların aylık ve ödenekleri de -yüksek mahkeme başkanlarının aylıklarına oranlı olarak- kendi içlerinde kadro kademe ve derecelerine göre belirlenmelidir. Böyle bir düzenleme yasama, yürütme ve yargı erklerinin dengeli biçimde ayırımı esasına da uygun düşecektir. Çünkü Anayasa, Devleti oluşturan bu üç güçten başka bir güç tanımamış, erkler arasında astlıküstlük ayrımı yapmamıştır. Öyle ise, parasal ve sosyal haklardan yararlanmada da bu ilke korunmalıdır.

bulundu-ğu ilkelere ve siyasal gücün (yürütme erkinin) istek ve değerlendirmesine göre belirlenmiş olması, Anayasada tanımlanan mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıç güvencesi temel ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Yargı erki, böyle bir uygulama sonucu dolaylı yoldan yürütme erkine (siyasal güce) bağımlı duruma sokulmaktadır. Anayasa ile yargı erkini kullanma yetkisi tanınan ve Türk Ulusu adına karar veren yargıçları -parasal a ç ı d a n d a o l s a- m e m u r l a ş t ı r a n b u uygulamaya en kısa sürede son verilmelidir. Yetkililere düşen görev,

Anayasa buyruğunun yerine getirilmesi olmalı; yargıç ve savcıların aylık ve ödenekleri –memurlar ve diğer kamu görevlilerinden bağımsız- ayrı bir yasayla düzenlenmelidir.

Sonuç
Yukarıda değinilen konular birlikte değerlendirildiğinde; yargıda yaşanan sorunların, 1982 Anayasasının ve yürürlükteki ilgiliyasaların yargı bağımsızlığını ve yargıçlık güvencesini zedeleyen ya da gölgeleyen kurallarından kaynaklandığı sonucuna varılmaktadır.

Ülkemizde Yasama organının yeni Anayasa hazırlıkları içerisinde olduğu, bazı Anayasal kurum ve kuruluşların hazırladıkları Anayasa tasarı taslaklarını Türkiye Büyük Millet M e c l i s i ’ n e s u n d u k l a r ı bilinmektedir. 1982 Anayasasının tümünün ya da önemli bir bölümünün değiştirilmesini öngören bu taslaklarda genel olarak yargı ve özellikle yargı bağımsızlığı ile yargıç güvencesi öne çıkmaktadır. Başka bir anlatımla yargıda, özellikle yargı bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesi açısından yeni bir

Yargıç ve savcıların parasal ve sosyal haklarına ilişkin yapılacak yasal düzenlemede; Anayasanın, “Cumhuriyetin temel organları”na verdiği değer ölçüsü esas alınmalıdır. Devletin üç temel erkinden biri olan yargı işlevini yerine getiren yargıç ve savcıların aylık ve ödenekleri, diğer iki erkin (yasama ve yürütmenin) temsilcileri olan milletvekilleri ve bakanların aylık ve ödeneklerine endekslenmeli, yüksek mahkeme başkanlarının aylıkları buna göre –uygun bir ölçüde- ayarlanmalı, yüksek mahkemelerin daire başkanları ve üyeleri ile bu mahkemelerde ve ilk derece

düzenleme, onarma ve yenileme gerektiği noktasında –salt yargıçlar değil- bu konuyla ilgilenen hemen herkes düşün birliği içindedir. Burada şu nokta gözden uzak tutulmamalıdır: Yargının bünyesindeki sayrılığa tanı koymak yetmez; otamak için gerekli önlemlerin alınması ve iyileştirilmesi konusunda gereken çözüm önerilerini içeren reçetenin eksiksiz uygulanması, yaşama geçirilmesi gerekir. Bunu yerine getirecek olan da kuşkusuz Türk Ulusu adına yasama yetkisini elinde bulunduran “Türkiye Büyük Millet Meclisi”dir.

Sayfa 67